Hayat, beni ben yapan adamlarla güzel!

0
372

Belki bu yazıyı biraz didaktik, yani öğretici, Vikipedi ağzıyla yazıp bahsi geçecek devler hakkında daha detaylı bilgiler vermem gerekir. Bilemiyorum… Ama bu yazı biraz beni ben yapan adamlar ve nasıl bir ben olduğumla ilgili olacak… Beni ben yapan özel insanlarla ilgili…

Sırf doğmuş olmam değildir ya beni ben yapan, annemle babam önce bir şeyler öğretip gösterdiler. Ben olabileyim diye, hayatı anlatmaya çalıştılar ellerinden geldiğince, dilleri döndüğünce…

Mesela hiç kitap okumadığım ve sıkıntıdan patlayıp annemin dizinin dibinden ayrılmadığım bir gün annemin gözleri dolu dolu “Biz mi sana iyi örnek olamıyoruz? Hiç okumuyor muyuz?” diye sorduğunu hatırlarım. İki satır okuyarak kendimi oyalayabileceğimi ve sıkılmayacağımı anlatmaya çalışıyordu kim bilir kaçıncı kez…

Mesela daha da küçükken, pazar sabahları babamın yanına kıvrılıp onun haftalık bir dergiyi ya da kitabını okuyuşunu izlerdim. Anlamazdım ne okuduğunu, okuma yazma bilmezdim çünkü. Sorardım, anlayacağım kadar basitleştirip anlatırdı okuduklarını.

Bazen de arkadaşları gelirdi, yemeğe. Akşam kocaman bir sofra kurulur ve herkes çevresine doluşurdu. Sohbet edilir ve arada edebi konulara girilirdi. Yazarlardan, şairlerden bahsedilirdi. Babam bazen ezberinden, bazen de kitaplarından Nazım şiirleri okurdu ya da Aziz Nesin’den alıntılar yapardı. Cemal Süreya’dan, Yaşar Kemal’den… Bu devlerin ve daha nicelerinin isimlerini belki de ilk o sofralarda duydum. Ama bilmezdim ne yaparlar ne ederler… Küçüktüm.

nesrin-cemal-sureyya-1İşte o adamlardan birinin, Cemal Süreya’nın ölüm yıldönümüydü 9 Ocak. O muhteşem dörtlükleriyle, “İkinci yeni” olarak bilenen edebi akımın içerisinde yer aldı Süreya. Ve işte ölümüne inat, yaşamaya devam edebilmesi için o dörtlüklerden birkaç tane okumalıyız, tam da şimdi!

Bazen de iki yanımdan örülü saçlarımla badi badi annemin yanında yürürdüm. Elimden tutar ve birlikte eski bir sinemanın içerisindeki eski bir kitapçıya girerdik. Kitapçının kapısı, sinemanın fuayesine açılırdı. Sigara dumanından içerisi görünmezdi. Evet, o yıllarda içerlerde sigara içilirdi. İşte o kitapçının alt raflarında, kıyıda, köşede Nazım Hikmet diye birinin kitaplarını arardık. Bulurduk da. Sonra maceranın ikinci kısmı başlardı. Kalın kalın kazaklara sarar, saklar, postaya verip yurtdışında yaşayan teyzeme gönderirdik. Ben kitaba zarar gelmesin diye sardığımızı sanırdım, meğer değilmiş…

Sonra devreye diğer aile büyükleri girdi, beni ben yapmak için… İkinci annem, teyzem mesela…

Bir yaz tatilinde, ilk kez regl olmuş, denizin dibinde bir şemsiyenin altına çöreklenmiş, denize giremeyip surat asan bir çocuk olarak sıkıntıdan patlarken ben; teyzem elime ilk Nazım kitabını tutuşturmuştu. Piraye’ye mektuplarıydı… İşte o zamandan beri hep elimdedir bu, ismini ilk ne zaman duyduğumu bilemediğim adam!

Okulda, sınıf genelinde düzenlenen bir şiir okuma yarışmasında, onun bir şiirini okumak istemiştim. “Kerem Gibi”yi, çünkü kardeşime Kerem ismini vermiştim. Yeni doğmuştu. Ama öğretmenimiz sakıncalı bulmuş ve okutturmamıştı bana şiiri. Sanki kardeşim isimsiz kalmıştı o an…

Daha sonra, hakkındaki yasak kalkmış, rahat rahat kitapları satılır, hatta filmleri yapılır olmuştu. Başka yazarlar, başka başka kitaplarda rahat rahat ismini kullanır olmuştu. Tesadüfen elime geçen bir kitabın içerisinde dedemin fotoğrafını görmek nasıl da mutlu etmişti beni. Yanında Nazım’ı görmekse şaşırtmıştı. Nasıl yani, dedem Nazım Hikmet’i tanır mıydı? Tanımazmış, düzenlediği bir organizasyona katılan Nazım’la aynı ortamda bulunup fotoğraf çektirme şansına sahip olmuş sadece. Ne mutlu ona!

İşte bu, ismine senfonilerin bestelendiği Mavi Gözlü Dev’in de geçen hafta (15 Ocak) doğum günüydü. 113. yaşını kutladık. Ve şimdi, bir iki şiirine göz atıp, üç beş mısrasını okuyup, bir kere daha kutlayalım doğum gününü…

Hemen ardından, daha üzerinden birkaç gün geçmişti ki; 92 yaşındaki bir koca çınarın, Yaşar Kemal’in rahatsızlık haberi geldi. Son okuduğum doktorunun yaptığı açıklamaydı; “Durumu stabil, ama umutluyuz.” O zaman, bir iki öyküsünü okuyup yanında olalım ki; güç bulsun bizden…

Ve de bu sene 2015’te, bir başka devin 100. yaş gününü kutlayacağız. 20 Aralık 1915 doğumlu Aziz Nesin’in. Hiç ölmediği için, hep var olduğu için, onun da birkaç öyküsünü, şiirini okuma vaktidir vakit.

Başta beni bu devlerle tanıştıran aileme ve beni ben yapan adamlara saygılarımla; fiziken aramızda olamayanlar hiç ölmediler aslında ve hasta yatağında yatan, bizimle nefes alıp vermeye devam edecek sağlıkla…

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here