Yeni akım, büyüklere boyama kitapları;)

0
927

Ve yine bir bayram, herkes bir yerlere giderken, biz İstanbul’da kalmayı tercih ettik. Kaçılıp gidilen yerlerdeki bayram kalabalığındansa, İstanbul’da nispeten sakin sakin dolaşmak hep daha cazip geldi. Çünkü bazen tatilde daha çok yoruluyor, kafa dinlemeye gidip daha bir kafa doldurup dönüyor insan…

Ama öyle boş boş İstanbul’da pineklemek de olmaz; bir aktivite, bir eğlence lazım zamanı geçirmek için… Üstelik bu öyle bir eğlence olmalı ki, iki sevgili birlikte keyif almalıyız.

nesrin-boyama-5
Ne zamandır aklımdaydı şu büyükler için boyama kitapları… Öylesine ortaya atıverdim; “Alsak mı birer tane kendimize?” diye… Doğrusu, “Aman Nesrin, sen al yap, beni bulaştırma.” tarzı bir tepki bekliyordum. En azından bir hevesle koşa koşa gidip alacağımızı hiç düşünmemiştim.

[pull_quote_center]Soluğu “Büyükler İçin Boyama Kitapları Standı”nda aldık. [/pull_quote_center]

Birbirimize göz kırpıp “Aman çaktırmayalım da yeterince büyük olmadığımızı anlamasınlar.” dedik. Büyümüş taklidi yaparak, bir erkekle bir kadın arasındaki farkı da biraz ortaya çıkararak çeşit çeşit boyama kitaplarının hepsini inceledik bir heyecanla. Ben börtü böceğe, Le Petit Prince’lere falan elimi uzatırken o ejderhalara dalıp gidiyordu… Seçtiklerimize müdahale edip fikir vererek işi daha da ciddi bir boyuta taşıyorduk. Sanki boyama kitabı değil de ev, araba falan alıyoruz. Bir ciddiyet, “aman yanlış karar vermeyelim de elimizde patlamasın” endişesi… Hayır, patlarsa ne olacak o da belli değil… Neticede ortak kararla kitaplarımızı seçip aldık. Sıra boya seçimindeydi. Boya standının önünde fark ettim ki, çooook uzun senelerdir bir kırtasiyenin o reyonuna hiç uğramamışım.

[pull_quote_center]En sevdiğim marka “Crayola” yoktu. Artık olmadığından mı, yoksa o kırtasiyenin getirtmemesinden mi bilmiyorum… Yoksa çok mu büyümüştüm? Ama bu soruyu hemen sildim beynimden, yok ettim. Crayola yoksa bir dünya başka boya vardı. [/pull_quote_center]

Hepsini inceledim. Tek tek ve çaktırmadan kutularını açıp içlerine baktım. Hatta çıkarıp denedim… Sonunda en geniş renk kapasitesi olan bir boyada karar kıldım. Sevgilimse kuru boya istedi. Çocukluğumdan beri sevmem ki ben kuru boyayı. Renkleri ölüdür. Bir gazlı kalemin rengini asla vermez ki… Ama o öyle istedi, bir şey demedim.

nesrin-boyama-2
Boyalarımızı da alıp eve koşturduk. Başladık boyamaya…

Ben iki yanımdan örülü saçlarımla badi badi ortalıkta dolaştığım yıllarda, adaya giderken mesela, annem yanına hep boyalarımı ve boyama kitaplarımı alırdı. Mıkırdanmaya başladığım anda da çantasından çıkarır önüme koyardı. Tek kelime etmeden, otomatikleşmiş bir hareketti sanki… Ben de ağzına emziği sokuşturulmuş bebek misali vızıltıyı keser, boyamaya başlardım. Ve o zamanlarda kenarlarından taşırmayayım, başka yerleri boyamamayım diye ful konsantrasyon önümdeki Mickey Mouse’a yoğunlaştığımda, dilimle dudaklarımı yalardım. Farkına varmadan yaptığım, engel olmadığım, hatta engel olmaya çalışmadığım bir şeydi. Ama mevsim yazdan kışa dönünce, o yaladığım yerler yara olurdu. Babam elinde ilaçla gezer, hep tedavi etmeye çalışırdı. Ve ben her boya yaptığım esnada birileri beni uyarırdı, “Sok o dilini içeri!”:)

nesrin-boyama-3
Benden sonra küçük kardeşim katıldı bu ritüele;) Komiktir, birbirine hiç benzemeyen iki çocuktuk, ama ikimiz de boya yaparken ve evet hafızam beni yanıltmıyorsa sadece boya yaparken dudaklarımızı yalıyor ve yara yapıyorduk. Elbette yaşlarımız ilerleyince bu huydan eser kalmadı. Ya da en azından öyle sanıyordum. Ta ki büyükler için boyama kitaplarından birini elime aldığım o ana dek…

[pull_quote_center]Sevgilim karşımda oturmuş, ejderhasını boyarken bir taraftan da bana bakıp gülüyordu. Önce umursamadım ama sonra fark ettim ki,[/pull_quote_center]

boyaları dışarı taşırmayacağım diye ful konsantrasyon kendimi kaybetmiş, ağzımı açmıştım… Tamam dilim hala içerdeydi belki, ama “can çıkar huy çıkmaz” dedikleri bu olsa gerek:) Demek ki, hala büyümemişim;) Ama bu aramızda kalsın ki, kitabımı elimden almaya kalkmasın kimse;)

nesrin-boyama-4
Tam biz böyle, gece gündüz boyarken, gözlerimiz akarken, evden çıkarken yanımıza boyalarımızı ve kitaplarımızı alıp sırt çantalarımızda taşırken, boyadığımız şeyleri birbirimize gösterip “Vaaay süpper olmuş!” diyerek çocukça bir keyifle birbirimizi alkışlarken; Ece Temelkuran Penguen’de konuyu derinlemesine incelemiş. Sadece kullandığı illüstrasyon bile iki sevgili kahkahalara boğulmamıza neden oldu. Yazısının sonunda soruyor:

[pull_quote_center]“Şimdi düşün bakalım sevgili kardeşim, sen bu boyama kitaplarını yaz sonunda ne edeceksin? Nereye sokacaksın?” [/pull_quote_center]

Bahsettiği makrome, etamin vs. gibi hobilere hiç bulaşmamış, cam boyama işini ise sadece okulda resim dersinde istendiği için yapmış, hatta şu renkli iplerle yapılan bileklikleri hala takan biri olarak söylüyorum ki, bu boyama kitapları da kitaplığımızın en renkli köşesinde yerini alır;) Aradan 3-5 sene geçtiğinde, yeni bir taşınma, belki kitaplık yenileme ya da basit bir toz alma girişimi sırasında o kitaplar ele ilişir ve şu an boyarken aldığımız keyif, karşılıklı gülümsemeler hatırlanarak keyif alınır…

nesrin-boyama-1
Çocukların öldürüldüğü bir dünyada, azıcık çocukluğumuzu yaşamanın kimseye bir zararı yok… Yarın kitapları nereye koyacağımız bırakalım da tek derdimiz olsun!

Mutlu hafta sonları…

Fotoğraflar: NESRİN YÜCETÜRK

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here