Hadi, sen de bir şeyler yapabilirsin!

0
292

Ne kadar güzel şey görüp göstermeye çalışsam da yaşadığımız dünyanın sefil bir yer olduğu gerçeğini değiştiremiyorum. Sefil olduğunu kabul edip, kanıksamak bir yol belki, ama bu sefaleti değiştirmek için biraz çaba sarf etmek daha mantıklı geliyor.

Önce sorunun adını koyalım.

Sorun: Bugün ortaya çıkan bir mülteci sorunu değil. Bugün Suriye’de savaş var, Suriyeli’lerin dramı yaşanıyor yoğun olarak. Peki çok uzağa gitmeden, yaşadığın şehrin sağına soluna baktığında, mesela saat vs. satan Afrika kökenli insanlar buraya nasıl geliyorlar? Neden geliyorlar? Sadece savaştan kaçan insan mı ülkesinden ayrılır?

nesrin-gocmen-sorunu-1
Bugüne kadar İstanbul Film Festivali kapsamında İnsan Hakları bölümünde yayınlanan filmler gözümün önünden geçiyor… Hepsi birer film… Gerçek olamayacak kadar dramatik. Rahat, sinema koltuğunda oturup mısır yerken izlenilen hikayeler… Ama hepsi gerçek!

[pull_quote_center]Sadece ülkelerindeki kısıtlı yaşam şartlarından kurtulup sınırsız bir refaha ulaşmak için bin bir hayalle ülkesini terk eden insanların türlü türlü dramları… Nerdeyse her biri ayrı bir Aylan![/pull_quote_center]

Çölleri aşarken tecavüze uğrayanlar, ceplerindeki 3 kuruş paralarını çaldıranlar, onları kaçıracak aracılara ödeme yapabilmek için fahişelik yapanlar, eşlerini satanlar…

Akdeniz’in derin sularına gömülmeden önce yaşananları hiç görmüyoruz. Sonra birer sayı olarak karşımıza çıkıyorlar. Ekim 2013’te batan gemide yaşamını yitiren 360 mülteci gibi… 360 tane rakam. O ana kadar birer isim, birer karakter, birer yaşamken o an sayı oluveriyorlar. Ve işte o ana kadar, o gemiye, bota binene kadar neler yaşandığı hakkında zerre fikrimiz olmuyor. Kurcalamıyoruz. Umursamıyoruz belki… “Böyle gelmiş, böyle gidiyor” diyerek düzene ayak uyduruyoruz…

[pull_quote_center]Avusturya’da bir tırın kasasında bulunan 70 kişi gibi. Nasıl olup da bir tırın kasasına girdikleri konusunda bırakın empati kurmayı, mantıksal bir açıklama bile getiremiyoruz değil mi?[/pull_quote_center]

Nasıl bir şeyden kaçıyorlar ki, bir tırın kasasında 70 kişi havasızlıktan ölmeyi bile göze alabiliyorlar?

Hayal edebiliyor musunuz?

Edilmiyor öyle kolay kolay. Anladığımızı sanıyoruz sadece. Biliyoruz, acılı bir hayatları var. Oturduğumuz yerde “vah vah” diyoruz; o kadar.

İstiklal Caddesi’nde yürürken ayağımızın dibinde, taşın üzerinde yatan çocuğu görüp kalıyoruz sonra. Neden orada olduğunu anladığımızı sanarak, olmaması gerektiğini bilerek, ama hiçbir şey yapamadan yanından yürüyüp arkadaşlarımızla buluşup, eğleneceğimiz, kahkahalar atacağımız mekanlara akıyoruz… Hatta bazımız o kadar kanıksamış ki o çocukları, durup bakmıyor bile… Hızlıca eğleneceği yere yürüyor, belki içinden “Amaaan savaşmasın ama onlar da!” diyerek…

nesrin-gocmen-sorunu-3
Ama işte, bu durumun tek sebebi savaş değil. Senelerdir az gelişmiş, açlık, işsizlik olan ülkelerden daha insanca yaşamak için bu insanlar doğup büyüdükleri yeri terk ediyorlar. Şimdi bir çoğumuzun hayali okulu bitirip bir Avrupa ülkesine ya da Amerika’ya kapağı atmak değil mi? Doğup büyüdüğümüz yeri terk etmenin ne demek olabileceğini anlayamıyoruz bile. Bizim için keyifli bir şey. Bir elimiz yağda, diğeri balda. Aileden ve arkadaşlardan uzak olmak tek kötü tarafı bizler için. Hem internet var. İstediğimiz zaman her yerden ailemizle görüntülü konuşuruz. Amaaan arkadaş dediğin de ne ki? Yenilerini buluruz gittiğimiz yerde… Daha güzel, daha yakışıklı sevgililer yaparız hatta…

[pull_quote_center]Yok, o iş öyle olmuyor işte. Bulamıyorsun. İçtiğin sudan, yediğin ne etinden olduğunu bilmediğin tükürük köftesine kadar arıyorsun. Yeri geliyor metrobüsteki o yoğun ter kokusunu bile özlüyorsun.[/pull_quote_center]

Ama dünyanın bir yerlerinden birileri ülkelerindeki sefaleti özleyeceklerinden adları gibi emin oldukları halde ölümü göze alıyorlar. Sırf daha insanca yaşayacaklarını düşündükleri için. Şansları yaver gider de istedikleri yere varabilirlerse onları neyin beklediğini bilmeden hem de… Gittikleri ülkelerin sokaklarında itilip kakılacaklarından bihaber. Aç kalıp, doğru düzgün yemek yiyemeyeceklerinden, belki fahişelik yapmak zorunda kalacaklarından, şehrin en izbe semtlerinde en izbe evlerinde oturmak zorunda kalacaklarından bihaber… Bir hayalin peşinde derin sulara gömülüyorlar.

[pull_quote_center]Bu hayali ise, sistem yaratıyor. Sisteme ayak uyduran bizler belki… Sözde insan gibi yaşıyoruz ya… O “insanlığımızla” cezbediyoruz… [/pull_quote_center]

Oysa ki insanlığımız, yere yatıp para toplamaya çalışan bir çocuğun yanından umursamazca geçmekten ibaret. İnsanlığımız, evimize girerken ağlayarak para isteyen Suriyeli’ye “ben evime girerken bunu yaşamamalıyım.” diyerek sinirlenmekten ibaret. İnsanlığımız o zavallı çocuğun kıyısına vurduğu koyda hemen ertesi gün yağlanıp ballanıp güneşlenirken “vah vah” demekten ibaret!

nesrin-gocmen-sorunu-2
Bizim insanlığımız, hala para hesabı yapmaktan ibaret!

Mesela İtalya’nın “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) ismini verdiği projenin bitirilme sebebi tamamen bütçe sorunuydu. Projenin amacı ise Akdeniz’de arama ve kurtarmaydı. Yüz binden fazla mülteciyi boğulmadan kurtarmış bir proje, ama o para, yitip giden canlardan daha değerli. Yerine oluşturulan projede ise sınır güvenliği esas mesele. Ve Mare Nostrum’un üçte biri kadar bir bütçe bu işe ayrılmış.

Yani önceliğimiz: 1- Para 2- Sınır güvenliği…

[pull_quote_center]Peki ya yaşam hakkı?[/pull_quote_center]

Avrupa Birliği Mülteci, Göçmen ve Uyum Komisyonu dünkü toplantısında 2020 yılına kadar AB üyesi 19 ülkeye göçmen sorununda kullanılmak üzere 2 milyar 400 milyon €’luk bütçenin ayrılmasını kararlaştırdı. Bakın bu bütçenin açılımı nedir?

Cumhuriyet Gazetesi’nin açıkladığı şekliyle bu bütçe; mülteci kamplarının iyileştirilmesi, kapasitelerin artırılması, mülteci işlemlerinin AB standartlarına uygun duruma getirilmesi, uyum politikaların yerel ve ülke çapında artırılması ve mültecilerin geri gönderilmesi, sınırlarının daha iyi korunması, radikalizme, terörizme, uyuşturucu ve silah kaçakçılığına, siber suçlara ve insan kaçakçılarına karşı kullanılacak.

Farkındasınız değil mi? Hiç kimsenin bu sorunu tamamen ortadan kaldırmak için bir çabası yok. Mesela mülteci kampına ihtiyaç duyulmaması için bir şeyler yapılıyor mu? O insanları ülkelerini terk etme noktasına getirmemek için bir çabamız var mı?

[pull_quote_center]Ölmemeleri için ne yapıyoruz tüm dünya olarak?[/pull_quote_center]

İşte ben, bu zihniyette bir dünyada yaşadığım için insanlığımdan utanıyorum!

Tam ne yapabilirimi düşünürken Zeynep Kurmuş Hürbaş’ın Facebook üzerinden oluşturup bir anda bütün ülkeye yayılan listesi çıktı karşıma.

Eğer siz de benim gibi utanıyorsanız, Zeynep Hanımın verdiği linklere girip bir iki araştırın. Amaç sadece 3-5 kuruş bağışta bulunmak değil. 3-5 kuruşunuz olmayabilir de, o zaman bizzat gönüllü olup bir şeylerin ucundan tutabilirsiniz ki açıkçası ben kendi adıma bunun peşindeyim…

Burada adı geçmeyen ve bildiğiniz yardım kuruluşları varsa isimlerini vermeniz dileğiyle, daha yaşanılası bir dünyada görüşmek üzere…

Fotoğraflar: NESRİN YÜCETÜRK

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here