“Bizim hayatı ıskalama lüksümüz yok!”

0
121

Şimdi oturup tatil yazısı yazılır mı? “Tatil” bu en nihayetinde, orada duruyor anılar, fotoğraflar… Bir yerlere kaçtıkları yok… Eninde sonunda o yazı yazılır ölmez de kalırsam… Patlamazsa yanımda bir bomba… Kim bilir… Olur da ölürsem de fotoğraflar var işte, elbet birileri bakıp o anıları yaşar… Yazısı da eksik kalsa dünyanın sonu gelmez sonucunda…

Ama ben içimi dökmezsem, kendi kendime infilak etmekten korkuyorum. O yüzden beni mazur görün, bugün acı çekmek üzerine iki kelam edeceğim.

Hiç öyle “haddim olmayarak” falan diyerek alçak gönüllülük de sergilemeyeceğim üstelik!

Uzun süredir bu ülkede kendiniz için bir şeyler yapmaya kalktığınız her an, güleceğiniz her an, hayatın koşturmasına mola vereceğiniz her an, aşık olduğunuz her an, yarına umutla baktığınız her an, bir şey oluyor ve unutuyorsunuz… Gülmeyi unutuyorsunuz, mola vermeyi, aşık olmayı… “Yarın” o denli anlamsızlaşıyor ki… Mutlu olduğunuzu hissetmekten bile utanıyorsunuz… Mutlu olmamalısınız, acı çekmelisiniz çünkü… Çünkü birileri ölüyor… Birileri ölürken siz nasıl gülüyorsunuz gönül rahatlığı ile?

[pull_quote_center]Gülebiliyor musunuz?[/pull_quote_center]

İçiniz acımadan! Yitip gidenlerden biri aklınıza, yüreğinize düşmeden gönül rahatlığı ile gülebiliyor musunuz?

karanfil_konu_334Yitip gidenlerin aşklarını düşünmeden, geride bıraktıkları sevdikleri aklınıza düşmeden aşık olabiliyor, sevgilinize sarılabiliyor musunuz?

Taziyeleri kabul eden evler aklınıza gelmeden hafta sonu kaçamakları yapabiliyor musunuz?

Müzik dinleyebiliyor musunuz? Dinlerken keyif alabiliyor musunuz?

Instagram’da içiniz acımadan fotoğraf paylaşabiliyor musunuz mesela hiçbir şey olmamış gibi…?

Evet, tam da böyle işte “hiçbir şey olmamış gibi” hayatınıza devam edebiliyor musunuz?

Bunların hiç birini yapamadığınızı biliyorum. Ruh gibi ortalıkta dolaşıp tatsız tuzsuz yemek yiyip, ne kadar şeker atarsanız atın hep şekeri yetmeyen çaylar içiyorsunuz benim gibi…

Biliyorum, ben bu ülkede yalnız değilim.

Hiç canınızı yitirdiniz mi? Ben yitirdim. Bilirim o acıyı… Hem de uzun uzun izledim yitip gitmesini… O yüzden hep aniden yitip gidenlerin yakınlarını kıskanır(d)ım. Yitip gidecekse keşke aniden gitseydi de izlemeseydim 2 sene derim… Derdim… Artık kolayca diyemiyorum. Neden mi?  “Canınız patlamada yitip gitti” cümlesinin ağırlığını hayal bile edemiyorum çünkü.

Varsın bir stat dolusu sıfat bulamadığım canlı yitip giden insanlar için durulan saygı duruşunda ıslık çalsın.

[pull_quote_center]Ben yine de onlardan nefret etmiyorum. Etmeyeceğim.[/pull_quote_center]

Neden, biliyor musunuz? Birileri diğerlerinden nefret etsin diye bütün bu savaş. Ben bu savaşa yenik düşmeyeceğim.

Hiç birinden nefret etmeyeceğim. Onlara katılmayacağım. Fikirlerine hak vermeyeceğim, ama onlardan nefret de etmeyeceğim.

Varsınlar bana romantik desinler, naif desinler, saf desinler, ılık su hümanisti desinler…

Ben bu ülkede yalnız olmadığımı biliyorum.

O çocuklar, Ruhi Su’nun 1 Mayıs 1977 katliamından sonra bestelediği türküyle halay çekiyorlardı.

“Gidiyor bu çocuklar” diyerek… Ve gittiler…

Bunun dini, dili, ideolojisi, siyaseti, olamaz! Olmamalı!

Canlar giderken “sizden, bizden, onlardan” tartışması yaptığımız sürece bu çocuklar gidecek… Biz gideceğiz… Yok olacağız…

Hadi gelin, görün artık bunu da “dur” diyelim o ıslıklara.

Bugüne kadar bize öğretilen her şeyi yok sayıp, yeniden öğrenmeye başlayalım…

Ama özellikle acıyı öğrenelim!

Çok mu zordur?

Bıraktım bu kabus gibi olaylara engel olmayı, silahları bırakmayı vs…

Giden bir cana üzülmek bu kadar mı zordur?

Sanki hep birlikte üzülebilsek, duracakmış gibi tüm savaş…

Bırakın gülmeyi, bırakın mutlu olmaya çalışmayı!

Hadi azıcık üzülün! Azıcık canınız acısın!

Çok değil evet, azıcık acısa bir adım atmış olacaksınız…

Biraz empati!

Koyun kendinizi orada yitip giden her hangi birinin yerine…

Koyun kendinizi yitip gidenin annesi, babası, kardeşi yerine… Sevgilisinin yerine koyun… Acıtın canınızı acıtabildiğiniz kadar…

O zaman o stada gidip ıslık çalabilecek misiniz?

Eğer yine de çalabiliyorsanız ıslıkları, o zaman zaten uğruna savaşacak hiçbir şey kalmamış demektir…

Ama,

*Bizim hayatı ıskalama lüksümüz yok!

Elbet bitecek güneşe hasret günler.

Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,

Güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…
*Nazım Hikmet’in Hayatı Iskalama Lüksün Yok Senin isimli şiirinden alıntı.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here